|
|
BÜTÜN İNSANLAR GİBİ
Yazılar || KOMIK YAZILAR,KOMIK BILMECELER BÜTÜN İNSANLAR GİBİ
Yıllardan bir yıl, aylardan bir ay, günlerden bir gündü. Kıtalardan birinde, altı milyar insandan biri olan adam uyandı. Önce gözlerini oğuşturdu, şöyle bir gerindi diğer insanlar gibi. Pencereden baktı. Güneş, dünyanın herhangi bir yerinde doğar gibi doğuyordu. Adam yüzünü yıkadı, sonra aynaya baktı. Teni belki sarı, belki siyah, belki de beyazdı. Gözleri mavi, siyah ya da kahverengiydi. Kahvaltısını her insan gibi yaptı adam. Çoğu insan gibi ekmeğin tazesini severdi. Yaşaması için yemesi gerekirdi. O gün boyunca dünyadaki diğer insanlar gibi yaşadı. Sevindi, üzüldü. Kızdı, heyecanlandı. Merak etti, korktu. Çalıştı, yoruldu. Susayınca su içti, terleyince terini sildi. Beyaz bir kelebek gördü bir çiçeğin üzerinde. Kanatlarının güzelliğine baktı, baktı. Bir gün ömrü olan bir canlıyı bu kadar ince bir sanatla yaratan Zat’a hayran oldu. Etrafına bakındı. Kuşlar, böcekler, insanlar, ağaçlar... Güneş, hava, su, toprak... Herşey büyük bir uyum içindeydi. Küçücük karıncaların bile yiyeceği ihmal edilmiyordu. Kendisine baktı. Gözleri vardı, görecek birçok güzellikler vardı. Kulakları vardı, duyacak ne güzel sesler vardı. Midesi vardı, çeşit çeşit yiyecek vardı. Bütün bunlar kendi kendine olamazdı. Bir yemek bile kendi kendine bir araya gelip pişemezken güneş, hava, su, toprak kafa kafaya verip bu mükemmel âlemi ortaya koyamazdı. Biri vardı... Emri hem güneşe hem havaya, suya, toprağa, canlı cansız herşeye geçen biri. Adam O’nu (celle celâlühû) içinde, ta içinde hissetti. Gülümsedi. “Bildim Sen’i ey Sahibim!” dedi. “Anladım! Sen iyisin, iyiliği seversin! Hayatım boyunca iyilikten ve doğruluktan ayrılmayacağım! Söz veriyorum!” Evine doğru yürümeye başladı sonra. Bir nehrin üstüne kurulmuş bir köprüden geçiyordu. Nasıl olduysa oldu. Sırtındaki heybesi nehre düşüverdi. İçinde o günkü ekmek parası vardı. Koştu adam heybenin ardından ama heybe çoktan gözden kaybolmuştu. Üzüldü adam. Kendisi aç yatmaya alışıktı ama ya çocukları? Kaldırdı ellerini semaya… “Ey Sahibim!” dedi gözlerinden akan yaşlarla. “Benim, nehrin ve heybenin sahibi! Heybemi, içindeki paramı bana ulaştır ne olur! Sen’in gücün her şeye yeter!” Sonra evine yöneldi. Rabb’ini bulmuştu ya heybesini bulmasa da olurdu. İsterse O heybesini verirdi. O’nun istemediğini de zaten kendisi istemezdi. Eve vardığında çocukları etrafını sardılar. Ellerinde heybesi vardı. “Baba!” dediler. “Bak, heybeni düşürmüşsün! Tanımadığımız biri getirdi. Senin Sahibinin dostu olduğunu söyledi!” Adam heybeyi aldı.Yüzüne gözüne sürdü. “Şükürler olsun Sahibim!” dedi ağlayarak. Sonra uyudu adam… Çünkü insanlar uyumadan yaşayamazdı. Nefes alması, su içmesi, beslenmesi, uyuması gerekiyordu. Bedeniyle küçük ve aciz; aklı ve yüreğiyle büyüktü. Yıllardan bir yıl, aylardan bir ay, günlerden bir gündü… Kıtalardan birinde, milyarlarca insandan biri olan adam bir nefes aldı ve son kez verdi… Çünkü insanlar ölümlüydü…Artık hayatı başka bir âlemde devam edecekti. Tohumun toprağa düşüp bir başka baharda yeşermesi gibi o da bambaşka bir âlemde dirilecekti. Güzel bir hayat yaşamış ve ötelere yürümüştü. Şimdi Rahman’ın rahmetine ihtiyacı vardı. Hepimiz gibi...
[ Yazan : KADER_KARAPINAR | Tarih: 05.02.2012 | Okunma : 111 ]
Oy : 0-Puan : 0
|
|
|
|